Büyük bir
ciddiyetle söylüyorum: Sosyal medyada İslami şeyler konuşmaktan, bu ortama "uygun olmayan şeyler" anlatmaktan korkuyorum. Aranızda benimle aynı derdi paylaşan var mı
bilmiyorum ama ne zaman bir şeyler yazmak istesem önce bir düşünürüm.
Namazın/abdestin
faziletinden, şükür, sabır veya tahammülden, terbiyeden bahsetmek “basit” kaçar
mı diye kaygılanırım. İnternette -bırakın temel dini konuları- ilmin giriş
sahasından konular açmayı dahi alim meclisindeki yersiz lakırdı olarak
görüyorum. Neden biliyor musunuz? Çünkü sosyal medyadaki herkes alim, herkes muvahhid. Hatta
alimden de öte, nasihat gereği bile duymuyorlar (veya bana öyle geliyor). Çünkü buradakiler aşmışlar, namazları
huşu içinde, ikindi sünneti kaçmıyor, teheccüdleri de var, vakit buldukça
Allah'ı tesbih ediyorlar. Çünkü twitter halkı; oy vermenin hükmünü,
tevhid ile şirki, küfrü, cihadın farziyetini, Ortadoğu’daki mezhep
çatışmalarını konuşuyor. Çünkü facebook insanı; benimsemediği mezhep imamlarını
tenkidle yahut Amerikan emperyalizmini (veya IŞİD’in Kuran'ı yanlış ışiddiğini)
kınamakla meşgul. Terbiye, ahlak, samimiyet, hayâ, vakar, emniyet, hoş söz,
ilm-i siyaset, dürüstlük vs. buraya "hafif" kaçıyor. Sürekli neyin küfür sebebi, neyin
caiz, neyin mekruh olduğunu bilen insanlara ezan okunurken müzik dinlememeyi,
gözleri haramdan sakındırmayı, temel sünnetleri hatırlatamazmışım gibi geliyor.
Öyle ki; alimlerin ittifak edemediği, bazısının ağır olduğu için içtihad ettiği
detay konular, internette herkesin fikir sunduğu ayak altına dönmüş vaziyette. Teorik
işlere kafa patlatmaktan ötürü huşuyu yakalayamayan, haliyle dünyada etkisiz
eleman modeline uygun olan Müslümanlara dönüştük.
Vaziyet
böyleyken bende öyle bir algı oluştu ki buradaki insanlar “biliyor” ve maalesef
nasihate ihtiyaç duymuyor gibi geliyor. Neden böyle bir düşünceye kapıldım
bilmiyorum, -yanlış da olabilir. Ve ilginçtir şu yazdıklarımı beğenenlerden
bazıları, muhtemelen burada anlattığım insanlar olacaktır ki ne demek
istediğimi anlamışsınızdır.
Bu olumsuz
düşüncenin asıl sebebi; internette yaşanılan ve yaşatılan sahih İslam
çizgisini, gündelik hayatta görememektir. Gündelik hayatın içinde, internette
sözü edilen (alimler meclisinin gündemi) konular ve insanlar yer almıyor. İslami
fikriyatın yalnızca internete döküldüğü, maneviyatın hayatta karşılık bulmadığı
bir zamandayız. Tahammül edilmiyor, eleştiriliyor, benimsenmiyor, tartışılıyor,
ahkâmlar kesiliyor, küfür ediliyor ve yaşayış zahirde zuhur etmiyor. Mesela yılbaşında
kutlama yapan, kredi kullanan, boykot ürünlerini alan, hatta yalan söyleyen Müslümanların
sayısı artıyor. Örtü ve sakal, giyim ve duruş, şiar ve bilinç, ahlak ve edeb,
hâsılı İslam, kalplere ulaşmıyor. İslam, bilinçli ya da bilinçsiz birileri tarafından; yaşanılan ve yaşatılan değil,
anlatılan ve tartışılan ihtilaflı bir din anlayışıyla akla ve kalbe değil, dile yansıtılıyor. 4 yıl önce internet hakkında konuşan annemin tespiti bugün hala
geçerliliğini koruyor: "orada insanlar yaşamıyorlar, yazıyorlar." Ünsüz
şairin de dediği gibi; "Herkes şiiri bu kadar çok seviyorsa yere
tükürenler kim?"
Demek
istediğim şudur ki; hayatında hiç Allah ile ilişkisi olmayan gencin tanrı
demesi, mezarlığa girerken başını kapatıp çıkışta tekrar açan kadının ölülere
saygı duyması, 3 elham 1 kulfü okuyan adamın Kuran’ı hatmetmesi, hastanede
yatarken ölümü arzulayan Müslüman ihtiyarın intihara meyletmesi ve daha nice
etrafımızda olup biten hadiseler, bilinçli, imanlı, takvalı, mücahid alim
tayfasının kol gezdiği internet alemine tekabül etmiyor.
Murat Türker
beyin internet sitesinden alıntıladığım şu cümleler de anlatmak istediklerimi
daha iyi ifade ediyor (kaynak: http://www.muratturker.net/ilkesel-radikallik.htm):
"İlkeyi pratiğe,
prensipleri işleyişe feda etmek bir zihnî savruluştur ama bunun karşı kutbunda
da ilkeden ibaret kalan, hayata yön vermeyen, canlılığını yitirmiş bir ‘ilkesel
radikallik’ halinin konuşlandığını bilmemiz gerekir. Çok kesin ve net,
müzakereye kapalı ilkeleri olan ama bunları fiiliyata taşıyamayan teori mahkûmu
insanlar haline geliriz. Ve bu ilkeler bizim kendi dar etki alanımıza
hapsolarak bizi hayatın işleyişinden kopuk bir radikalliğe zorlar. Bugün,
sosyal medyada veya kendi gettosunda, tamamen teorik bir düzlemde olmanın
kışkırttığı söz söyleme şehveti üzerinden, çok katı bir diskurla ilkelilik
görüntüsü veren tiplere rastlıyoruz. Fakat bu ‘kuru radikalliğin’ o gettonun
dışında hiçbir etki ve geçerliliği ne yazık ki yok. Belki yer yer ve zaman zaman
hepimizde türlü tezahürlerine rastlayabileceğimiz bir vakıa bu."
Ve ben
sosyal mecrayla sosyal hayat arasındaki farkları gördükçe her geçen gün
insanlara bakışı değişen biriyim. Dışarıdaki hayatın twitter ve facebookta
yaşanan hayatla pek bir bağlantısının olmadığını henüz görüyorum. Sosyal
medyadaki incelik, sokakta yere tükürülürken görülmediği gibi; sokaktaki
cömertlik gibi soyutluklar da burada karşılık bulmuyor.
"Sonumuz hayrolsun" demek güzeldir de, bu cümle genelde kendimizi çaresiz hissettiğimizde söylenir. O yüzden sonumuz hayrolsun.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder