12 Mayıs 2015 Salı

İlkesel Din: Yaşatılan Değil, Konuşulan İslam

Büyük bir ciddiyetle söylüyorum: Sosyal medyada İslami şeyler konuşmaktan, bu ortama "uygun olmayan şeyler" anlatmaktan korkuyorum. Aranızda benimle aynı derdi paylaşan var mı bilmiyorum ama ne zaman bir şeyler yazmak istesem önce bir düşünürüm.

Namazın/abdestin faziletinden, şükür, sabır veya tahammülden, terbiyeden bahsetmek “basit” kaçar mı diye kaygılanırım. İnternette -bırakın temel dini konuları- ilmin giriş sahasından konular açmayı dahi alim meclisindeki yersiz lakırdı olarak görüyorum. Neden biliyor musunuz? Çünkü sosyal medyadaki herkes alim, herkes muvahhid. Hatta alimden de öte, nasihat gereği bile duymuyorlar (veya bana öyle geliyor). Çünkü buradakiler aşmışlar, namazları huşu içinde, ikindi sünneti kaçmıyor, teheccüdleri de var, vakit buldukça Allah'ı tesbih ediyorlar. Çünkü twitter halkı; oy vermenin hükmünü, tevhid ile şirki, küfrü, cihadın farziyetini, Ortadoğu’daki mezhep çatışmalarını konuşuyor. Çünkü facebook insanı; benimsemediği mezhep imamlarını tenkidle yahut Amerikan emperyalizmini (veya IŞİD’in Kuran'ı yanlış ışiddiğini) kınamakla meşgul. Terbiye, ahlak, samimiyet, hayâ, vakar, emniyet, hoş söz, ilm-i siyaset, dürüstlük vs. buraya "hafif" kaçıyor. Sürekli neyin küfür sebebi, neyin caiz, neyin mekruh olduğunu bilen insanlara ezan okunurken müzik dinlememeyi, gözleri haramdan sakındırmayı, temel sünnetleri hatırlatamazmışım gibi geliyor. Öyle ki; alimlerin ittifak edemediği, bazısının ağır olduğu için içtihad ettiği detay konular, internette herkesin fikir sunduğu ayak altına dönmüş vaziyette. Teorik işlere kafa patlatmaktan ötürü huşuyu yakalayamayan, haliyle dünyada etkisiz eleman modeline uygun olan Müslümanlara dönüştük.

Vaziyet böyleyken bende öyle bir algı oluştu ki buradaki insanlar “biliyor” ve maalesef nasihate ihtiyaç duymuyor gibi geliyor. Neden böyle bir düşünceye kapıldım bilmiyorum, -yanlış da olabilir. Ve ilginçtir şu yazdıklarımı beğenenlerden bazıları, muhtemelen burada anlattığım insanlar olacaktır ki ne demek istediğimi anlamışsınızdır.

Bu olumsuz düşüncenin asıl sebebi; internette yaşanılan ve yaşatılan sahih İslam çizgisini, gündelik hayatta görememektir. Gündelik hayatın içinde, internette sözü edilen (alimler meclisinin gündemi) konular ve insanlar yer almıyor. İslami fikriyatın yalnızca internete döküldüğü, maneviyatın hayatta karşılık bulmadığı bir zamandayız. Tahammül edilmiyor, eleştiriliyor, benimsenmiyor, tartışılıyor, ahkâmlar kesiliyor, küfür ediliyor ve yaşayış zahirde zuhur etmiyor. Mesela yılbaşında kutlama yapan, kredi kullanan, boykot ürünlerini alan, hatta yalan söyleyen Müslümanların sayısı artıyor. Örtü ve sakal, giyim ve duruş, şiar ve bilinç, ahlak ve edeb, hâsılı İslam, kalplere ulaşmıyor. İslam, bilinçli ya da bilinçsiz birileri tarafından; yaşanılan ve yaşatılan değil, anlatılan ve tartışılan ihtilaflı bir din anlayışıyla akla ve kalbe değil, dile yansıtılıyor. 4 yıl önce internet hakkında konuşan annemin tespiti bugün hala geçerliliğini koruyor: "orada insanlar yaşamıyorlar, yazıyorlar." Ünsüz şairin de dediği gibi; "Herkes şiiri bu kadar çok seviyorsa yere tükürenler kim?"

Demek istediğim şudur ki; hayatında hiç Allah ile ilişkisi olmayan gencin tanrı demesi, mezarlığa girerken başını kapatıp çıkışta tekrar açan kadının ölülere saygı duyması, 3 elham 1 kulfü okuyan adamın Kuran’ı hatmetmesi, hastanede yatarken ölümü arzulayan Müslüman ihtiyarın intihara meyletmesi ve daha nice etrafımızda olup biten hadiseler, bilinçli, imanlı, takvalı, mücahid alim tayfasının kol gezdiği internet alemine tekabül etmiyor.

Murat Türker beyin internet sitesinden alıntıladığım şu cümleler de anlatmak istediklerimi daha iyi ifade ediyor (kaynak: http://www.muratturker.net/ilkesel-radikallik.htm):

"İlkeyi pratiğe, prensipleri işleyişe feda etmek bir zihnî savruluştur ama bunun karşı kutbunda da ilkeden ibaret kalan, hayata yön vermeyen, canlılığını yitirmiş bir ‘ilkesel radikallik’ halinin konuşlandığını bilmemiz gerekir. Çok kesin ve net, müzakereye kapalı ilkeleri olan ama bunları fiiliyata taşıyamayan teori mahkûmu insanlar haline geliriz. Ve bu ilkeler bizim kendi dar etki alanımıza hapsolarak bizi hayatın işleyişinden kopuk bir radikalliğe zorlar. Bugün, sosyal medyada veya kendi gettosunda, tamamen teorik bir düzlemde olmanın kışkırttığı söz söyleme şehveti üzerinden, çok katı bir diskurla ilkelilik görüntüsü veren tiplere rastlıyoruz. Fakat bu ‘kuru radikalliğin’ o gettonun dışında hiçbir etki ve geçerliliği ne yazık ki yok. Belki yer yer ve zaman zaman hepimizde türlü tezahürlerine rastlayabileceğimiz bir vakıa bu."


Ve ben sosyal mecrayla sosyal hayat arasındaki farkları gördükçe her geçen gün insanlara bakışı değişen biriyim. Dışarıdaki hayatın twitter ve facebookta yaşanan hayatla pek bir bağlantısının olmadığını henüz görüyorum. Sosyal medyadaki incelik, sokakta yere tükürülürken görülmediği gibi; sokaktaki cömertlik gibi soyutluklar da burada karşılık bulmuyor. 

"Sonumuz hayrolsun" demek güzeldir de, bu cümle genelde kendimizi çaresiz hissettiğimizde söylenir. O yüzden sonumuz hayrolsun.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder